BIY AD

24 Haziran 2010 Perşembe

Güle Güle Şencebe

Evet beklenen oldu ve Esra artık Beşiktaş Cola Turka'nın oyuncusu. Peki biz, Esra Şencebe'yi nasıl hatırlayacağız?

Galatasaray'ın ben geri geliyorum mesajını verdiği ilk gün olan Işıl, Gülşah, Şebnem, Didem'li imza töreninin bir ferdi mi?
Hayır tabii ki, bu kadar basit değil.

Kırık burnuyla mücadele ederken, maskesinin ardından yüzünü görmeyi özlediğimiz bir güzel mi?
Sanırım bu da yeterli değil onu anlatmaya.

Yine o kırık burnuyla mücadele ederken, Caferağa'da küfür yediği için ağlayan, göz yaşları Galatasaray taraftarının gururu olmuş bir oyuncu mu?
Evet, hepimiz etkilendik ama bunun da ötesinde bir şeyler var.

Yetenekli, güzel, mücadeleci, sakatlık handikapı ve aşırı baskıya rağmen 2008 final serisinde Caferağa'daki 3 maçta toplam 47 sayı atan, Galatasaray'ı ayakta tutan, Galatasaray Kadın Basketbol Takımı'nın yüzlerinden biri olmayı başarmış, taraftarın çok sevdiği bir oyuncu mu?
Evet, bu kesinlikle Esra!

2007/08 sezonunda yaşadığımız sıkıntılara rağmen savaşan, mücadele eden, isteyen takıma hayranlığımızı defalarca yazdık, birçok kez daha yazmaktan da sıkılmayacağız. Galatasaray'ın her takımından görmek istediğimiz sadece bu. Sarayın Sultanları'nın da doğuş hikayesi bu işte. O kadronun her ferdine saygımız sonsuz, 40'ar dakikaya yaklaşan sürelerle ve rakiplerle mücadele eden Işıl, Esra, VJ, Sophia ve Petra hep kalbimizde olacak da, Işıl ile Esra bir ayrı yer edindi Galatasaray taraftarının kalbinde. Tribün ayrı bir dünya, her çeşit insan var; "kız voleybol maçına gidiyoruz" diyen adam bile ne maçını izlediğini bilmemesine rağmen Esra'nın adını biliyordu.

Gerçekten herkes tarafından çok sevilen, çok beğenilen Esra Şencebe'nin, Galatasaray'daki ilk senesi hem ondan bir şeyler bekleyenler hem de kendi adına gayet iyiydi. Sıkıntı, Esra'nın süreleri azalmaya başladıkça doğdu. Neredeyse oyundan hiç çıkmadan oynadığı dönemlerde fırtınalar yaratan Esra, rotasyon imkanımız doğduğu ikinci sene de daha düşük bir profil çizdi. Dönem içinde, performansı düşünce doğal olarak; önce ilk 5'teki yerini kaybetti, sonra da süreleri iyice azaldı. Atarsa Esra atar denilen bir çok pozisyonun yanı sıra, artık boş şutlarda bile isabet sağlayamayınca Galatasaray'daki üçüncü senesinde bir rol oyuncusuna dönüştü. Esra kesinlikle oynamayı seven, oynadıkça açılan bir oyuncu. Sadece şut bakımından değil, savunmasının bile oyunun ateşini aldıktan sonra 1-2 kademe arttığına şahit olduk.

Duygusallığı içine almıyor işte spor, hangi dalı olursa olsun; futbolda da böyle, basketbolda da. Hal böyleyken Galatasaray-Esra birlikteliği, Esra'nın körelmesinden öteye gitmezdi. O daha çok oynamayı hak ediyor, Galatasaray'ın da benchten geldiğinde ilk 5'teki arkadaşını aratmayacak yerlilere ihtiyacı var. Zor olsa da Esra'ya veda etmek, olması gereken buydu. Biz seni her zaman 2008'deki oyunun, o çok narin görünen fiziğin altında yatan mücadeleci ruhun ve hanımefendiliğinle hatırlayacağız. Beşiktaş'ta sana başarılar Şencebe, ama unutma ki; Abdi İpekçi her zaman senin evin, sen her zaman Galatasaray taraftarının sultanlarından birisin.

Bir Cumhurbaşkanlığı Kupası, bir Türkiye Kupası ve bir de Eurocup. Yolun açık olsun demeden önce keşke bir de lig şampiyonluğu görseydin parçalıyla birlikte.. Bir ayrılık klişesi ile veda edelim sana:
...
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil...

2 yorum:

Burak Eren dedi ki...

Müthiş bir yazı, kendi adıma teşekkür ediyorum.

Duncan FERGUSON dedi ki...

Benim basketbolu pek fazla sevmeme nedenlerimden belkide en birincisi işte bu olay, tamam futboldada " endüstriyel futbol " adı altında takımları bayrakları, asları, başka takımlarda oynayabiliyorlar ama Basketbolda durum çok başka, hemen hemen her sene olan bir sürkülasyon, belkide baskete futbol mantığı ile baktığımız için yanlış olan biziz ama ben takımda bayrak olan takımıyla özdeşleşen sporcu istiyorum yav. of esra of.