BIY AD

26 Temmuz 2009 Pazar

Asıl Düşmek Buymuş


Bu küpür çok meşhurdur, hepimiz bunu okuyup üzülmüşüzdür veya bu haber gösterilerek kızdırılmışızdır rakipler tarafından. Galatasaray'ın "Yenilmez Armada"sı rakibin atağa kalkması, sarı kırmızı tarafta ise bütçelerin düşürülmesi sonrası yenilebilir olmuş, son nokta olarak da 2. ligde dibe vurmuştu. Ama keşke bu olsaymış gerçek dibe vuruş...

Yanılmıyorsam 2002 yılında, Galatasaray - Tekelspor maçını izlemek için gittiğim İpekçi'de karşılaşmıştım bu takımla, bir Fener maçıydı ve kaybetmiştik evimizde. O günden beri peşindeyim bu takımın diyemeyeceğim ne yazık ki ama Galatasaray'ın her branşını takip ettiğimiz gibi sonuçları öğreniyorduk bu şubeninde. Birçok kişi gibi benim de bu konuya asıl ilgimi çeken Işıl Alben oldu. Sempatikliği ve taraftar-oyuncu sıfatı ile önce dilden dile yayıldı tribün içinde namı. Sonra GS tv aracılığı ile maçlarını izlemeye başladıkça takım olarak büyük sempatimi kazanıyordu bu takım. Avrupa'da kararlı bir yürüyüş sergileyip, ligde de iyi maçlar çıkartıyolardı. Sezonu sıfır kupayla kapadılar belki ama gönlümüzü kazandılar. ASLAN gibi mücadeleleri formamızın şanına yakışırken, bu mücadeleden rahatsız Caferağa ahalisinin küfürleri ise onlara bizim nezlimizde şeref katıyordu. Petra'nın mücadelesi, Esra'nın maskesi, kendini yerlerde paralayan Işıl'ın savaşçı ruhu, VJ ve Sophia'sıyla bu takım işte GALATASARAY RUHU dedirtiyordu bize. Mutlak başarıya aşık değildik biz hiç bir zaman. Yenilmez Armada dönemini yaşayıp ondan sevmedik bu takımı ya da Fener'i geçsinlerde ne yapıyorlarsa yapsınlar zihniyetinde de değildik. Bir haykırış, gerçek ve temiz bir mücadele aşık etmişti bizi kendine.

Kaptan değildi ama biz bizim gibi olan Işıl'a kaptan diyorduk. O da bizim gibi seviyordu bu renkleri çünkü. Ama biz o takımın hepsini seviyorduk; birinin kırık burnuyla mücadelesi, yabancılarının savaşçı, aslan ruhu, efsanelerimizi hatırlatıyordu bize...

Geçen sene başlarken yerli transferlerimiz ile kadromuz güçlenmişti, Petra'nın yerine Marina gelmişti bir de Seimone... Tabi ki çok istediğimiz şampiyonluk, bu kadro ile gelebilirdi gelmese de canları sağolsundu gözümüzde. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı için evden bir kere çıktıktan sonra bir daha bu takımın maçı varken bir-iki istisna dışında daha da eve girmedim sezon boyunca, kimi zaman 20-30 kişi sonralara doğru yüzlerce Galatasaraylı ile birlikte sevdik bu takımı. Ne olduysa devre arasına doğru oldu ama ilk çomak sokuldu kalbimize, bu tribünlerce hiç sevilmeyen Şaziye'ye giydirildi bu forma. Ne Şaziye severdi bu renkleri -para nelere kadir işte-, ne de bu renklerin gerçek sahipleri onu. Sonrasında Cem Akdağ'ın koltuğu sallandı, hayırdır dememize kalmadan Zafer'dir dediler. O dönem Fenerbahçe yönetiminin diretmesi sonucu olmadı Kalaycıoğlu. Kurt bir kere düşmüş ama "dede"nin yüreğine, fırsatı olunca da "hayır" dememiş Zafer Hocaya. Hoş dese ne olurdu hiç mi tükürdüğünü yalamamış bu dedemiz...

Burada bir isime ayrı bir paragraf açmak istiyorum; Marina Kress. Hani Seimone da Sophia da hakediyorlar bu övgüleri ama onlara sevgimiz yeteneğinden zannederler diye Marina'yı ele alıyorum. Düz bir oyuncuydu Marina, soğuk bir ülkenin soğuk insanıydı dışardan bakıldığında ama hep savaştı hep mücadele etti, nereden bilirdi o kız Galatasaray sevgisini ama öğrenmişti. Ağlarken gördük onu Fener maçı sonrasında, maçı Şaziye'nin boş atışları sokamaması yüzünden kaybetmiştik ama taraftarının karşısına gelip özür dileyen, ağlayan Marina'ydı. Benim gözümde bu göz yaşları, Şaziye'nin üçlükleri ile gelecek bir Fenerbahçe galibiyetinden daha önemliydi, daha Galatasaray'lıydı. Salondan çıkıp giderken yenildiğimize değil, bu formayı hakedenlerin asla hak etmedikleri göz yaşlarına üzüldüm.

Şimdi geliyorum asıl bu yazının yazılma sebebine: Biz önce ter-mücadele, sonra oluyorsa da hakkıyla YİĞİTçe ZAFERler istiyorduk bu takımdan. Ne Fenerbahçelilerle gelecek başarılara evet diyebilirim ne Zafer Kalaycıoğlu'na ne de Nilay Yiğit'e... Onların benim Galatasaray'ımda yerleri yok! Fotoda görüyoruz Galatasaray, Fenerbahçe tarafından ikinci lige düşürülmüşmüş.. O sıkıntı olmaz da, bu şube asıl şimdi Fenerbahçe'liler yüzünden gönlümüzden düşürüldü, buna üzülürüz işte. Ahmet Dedehayır, Mihriban Oğuz ve belki de çok sevdiğimiz Müge Erdem onlar da bu işe çanak tutuyorlar. Dedehayır mizacı gereği antipatiklik ceketiyle geziyor seveni var mı bilmiyorum da, menejerlerimize bu güne kadar hiç ses çıkarmadık seviyorduk onları çünkü ama onlarda bu transferlere ses çıkarmıyorsa, bizim tepkimiz onlara da yönelir. Fenerbahçe'nin bir döneminin bayrak oyuncusu, bayan basketbol şubesinin Tuncay Şanlı'sı denilen Nilay Yiğit bu formayı giyerse, bizim de bu takım hakkında diyecek sözümüz yok. Şaziye'nin takıma zarar verdiği görülmemiş midir ki sıra Nilay'a geldi? Veya başarının adı Fenerbahçe'lileşmek midir sizin lugatınızda? Güzelim takımı, Aslan mücadeleyi, Ruhu öldürdünüz siz artık başarısı da kupası da bir Belarus'lunun göz yaşları kadar etmez benim gözümde. Bu takıma bunları layık görenlere bol Zafer'li günler diliyorum...

Bu takım gün olur da sallanırsa biliriz ki gemiyi ilk "fare"ler terk eder, ama unutmasın kimse Galatasaray'lıyız biz hep buradayız!

3 yorum:

SELO dedi ki...

Elinize saglik, durum ancak bu kadar guzel anlatilabilirdi.

"Yigit'ce Zafer'ler istemiyoruz" sozunden pankart bile olur.

UEFA'yi kazanmis futbol takiminin icine nasil edildi ise ayni sey Avrupa sampiyonu disi aslanlarin basina geldi maalesef. Su anda bir tek engelsiz aslanlar kaldi, yakinda onlarin da tekerleklerine comak sokacak birisi cikar mutlaka.

Yazik!

mischa dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık. Dediğin gibi hep Dedehayır'ı kötü andık. Ama anlıyoruz ki, ona engel ol(a)mayan yönetim ve menejerler var. Tepki hepisine olmalı. Maçlar başlarken bu çok hassas konuda ne kadar tepkili olduğumuzu anlayacaklar.

Aykun dedi ki...

resimdeki sevda esenler ve seda tekindağ.

vay vay vay